<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel>
	<title>&#304;RT&#304;CA</title>
	<link>http://irtica.azbuz.com</link>
	<description>&#304;RT&#304;CA</description>
	<language>tr</language>
	<docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
	<lastBuildDate>28 Apr 2007 10:27:03 GMT</lastBuildDate> 
<image>
  <title>&#304;RT&#304;CA</title> 
  <link>http://irtica.azbuz.com</link> 
  <url>http://s.azbuz.com/images/RSSlogo.gif</url> 
  <width>117</width> 
  <height>35</height>
  </image>
	
	
	
	<item>
	  <dc:creator>BAŞÖRTÜSÜ MAĞDURLARI (BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI TÜRBAN  LAİK)</dc:creator>
		<title>DTP&#8217;Y&#304; KAPATMAK...</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005385387</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <span><b>Bu yazı aslında önceki gün yazılacaktı.<br>Ama yoğunluktan dolayı bugüne kaldı.</b></span><br><br><span><b>Ve maalesef hayatta ertelenmemesi gereken şeylerin olduğu bir kez daha ortaya çıktı.</b><br><br>DTP’Yİ KAPATMAK<br><br>Diplomaside genel bir kaide vardır.<br>Bir olayın ardından ilk akla gelen soru hep aynı olur: <b>“Kime yarar”</b>.<br>Yukarıdaki başlığı yazıp, arkasına o meşhur soruyu ekliyorum.<br>Ve <b>“DTP’Yİ KAPATMAK, KİME YARAR?”</b> diye soruyorum.<br><br><b>1. PKK’ya yarar. </b><br><br>Örgüt zaten uzunca bir süredir partinin yönetim biçiminden ve üslubundan rahatsız. PKK’yı yönetenler DTP’nin daha sert, çok daha provokatif bir üslup benimsemesini istiyorlar. Onların doğu-güneydoğu bölgesinde yaşayan insanımızın problemlerinin siyasal yoldan çözümüyle yakından uzaktan bir ilgisi yok. Tek dertleri <b>kendi pozisyonlarını korumak.</b> Silah ticaretinden, uyuşturucu kaçakçılığından, yasa dışı insan taşımacılığından elde ettikleri rantın devamını sağlamak. Bunun için bölgedeki kaotik ortamın sürmesinden yanalar. Mümkünse sonsuza kadar. 3 - 5 bin tane hainle bu ülkeyi bölemeyeceklerinin en çok onlar farkındalar. Ama bu işi bir şekilde bölgeye mal edebilirlerse o başka. Türkiye’nin geldiği bu noktada DTP’yi kapatmak, işte bu PKK’ya yarar.<br><br><b>2. Yine PKK’ya yarar:</b><br><br>Örgüt her geçen gün kan kaybediyor. Dağa çıkan yeni elemanların yaş ortalaması 12-14’lere kadar düşmüş durumda. Halk silahlı mücadelenin bölgelerine fayda değil zarar getirdiğini görüyor. Yapılan tüm anketler de bunu gösteriyor. İnsanlar sosyal ve ekonomik refah bekliyor. İş ve aş istiyor. Bölücü terör ise sadece acı ve gözyaşı vaad ediyor. Fakat DTP kapatılırsa, örgüt bölgede şu propagandayı yapmaya başlayacak: <b>“Gördünüz mü? TC sizi sevmiyor. Demokratik yollardan seçtiğiniz vekilleri, her defasında TBMM’den kapı dışarı ediyor. Bu iş demokrasiyle, hukukla, barışla filan olmaz. Tek yol silahlı mücadele.”</b> Diyecek ve insanlara <b>sözde mağdur</b> rolü kesecek. Sonuçta belki de bu propaganda etkili olacak ve örgüt kaybettiği insan kaynaklarına ve sempatiye yeniden kavuşmayı başaracak. <br><br><b>3. DTP’den sonra geleceklere yarar</b><br><br>Son seçimler gösterdi ki; bölgede bir sistem partisi olan Ak Parti’nin oylarında müthiş bir artış var. DTP’de ise büyük bir oy ve itibar kaybı yaşanıyor. Ak Parti bir merkez partisi olarak bölge halkına, <b>”birlik ve beraberlik içinde, daha iyi bir hayat, daha kaliteli eğitim ve fazla sağlık hizmeti”</b> sunuyor. DTP ise etnik temelli siyasetiyle <b>“madem Kürtsünüz öyleyse bize oy vermek zorundasınız”</b> dayatmasından başka hiçbir şey vaad etmiyor. Yapılan son anketlerden birinde, DTP’nin şu an bir genel seçim olsa %3-4 civarında oy alabileceği ortaya çıktı. Hem DTP kapatılırsa problem çözülmüş olmayacak ki. Sadece tabelası inmiş olacak. Etnik kökenli siyaset, gelecek yıl yapılacak belediye seçimlerine, ya yeni bir partiyle ya da bağımsız adaylarla yine girecek. Aslında DTP’nin belediyelerdeki hizmetlerinden hiç de memnun olmayan yöre halkı - yine o mağduriyet propagandalarının etkisinde kalarak- tarafgirlik duygusuyla, kendisini bu partinin devamı olan adaylara oy vermek zorunda hissedecek. Bir anlamda tabii sürecinde günden güne eriyen bir yapı, yeniden canlandırılmış olacak. <br><br><b>4. Türkiye’nin sözde dostu, özde düşmanı olan dış güçlere yarar</b><br><br>Parti kapatma en çok da her platformda <b>Türkiye’nin dostu olduğunu söyleyen</b> ama arkamızı döner dönmez bizi hançerlemeye çalışan dış güçlere yarar. Bir kere <b>“Türkiye’de demokrasi ve insan hakları yok”</b> diyerek, dünyayı ayağa kaldırırlar. Avrupa’nın bir parçası olmak için gösterdiğimiz büyük gayretler bir lahzada suya düşer. Ülkemizin bölgedeki üstün pozisyonu ve denge unsuru olma çabası da öyle. Ve Türkiye içe kapanır. Büyük devlet olma projemiz de geç baharlara kalır.<br><br><b>Eğer tüm bunların olmasıysa istenen, kapatın DTP’yi. <br>Yok değilse…<br>Bırakın konuşsunlar konuşabildikleri kadar. <br>Üç beş kendini bilmezin vıdı vıdısı Atatürk Cumhuriyeti’ni asla yıkamaz.</b><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<font color="#000000"><font size="3"><b><i>Ahmet Böken</i></b></font>&nbsp;</font>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>18 Nov 2007 10:51:55 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005385387</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>GENÇ YEŞİLAY</dc:creator>
		<title>BATMAZ MI?</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005294946</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/52/94/5000000005294946.gif" align='right' border='0'> <p><span>Aaa, senin eline de diken batar mıydı Atam? Aaa, senin parmağın da kanar mıydı Atam?<br><br>Aaa, sen de üşür müydün Atam? Sen de yorulur, sen de acıkır mıydın Atam?<br><br>Sen de âşık olur, sen de rakı içer miydin Atam?<br><br>Sen de sever, kızar, kavga eder, üzülür müydün Atam?<br><br>Laf aramızda, şu “m”yi birleşik mi yazacağız yoksa kesme işaretiyle mi Atam?<br><br>Sen de evlenir, boşanır mıydın Atam? Senin de bir kızkardeşin, üvey baban, üvey kardeşlerin olabilir miydi Atam?<br><br>Çok sigara ve kahve içmekten kalp krizi geçirebilir, çok içki içmekten siroz olup ölebilir miydin Atam?<br><br>Yoksa sen, bize öğretildiği gibi bir uzaylı değil, bizim gibi etten kemikten bir insan mıydın Atam?<br><br>Olmamalıydın, çünkü baksana, tam 126 yaşındaymışsın!... Öyle diyorlar.<br><br>Pardon, seni reklam filminde “kullanmak” da suç değil miydi Atam?<br><br>Seni bize Tanrı gibi öğrettiler Atam.<br><br>Ben, yedi yaşımda, bir 10 Kasım sabahı güldüğüm için ihtar cezası almıştım Atam, ilkokulda... Nedenini hiç anlayamamıştım.<br><br>Koşup oynamak da yasaktı, okulun bahçesinde üzgün üzgün dolaşmakla yükümlüydük Atam. Durup durup bir ağlama tutturursak öğretmenin gözüne girecektik üstelik.<br><br>Senin ölüm yıldönümlerinde sinema da kapalıydı, tiyatro da, içki satışı da yasaktı Atam.<br><br>Öte yandan da asla ölmediğini, hep bizimle olduğunu söylüyorlardı Atam.<br><br>Yakın zamana kadar, tıpkı Hazret-i Muhammed gibi, sahnede ya da perdede seni “canlandırmak”, oynamak da yasaktı Atam.<br><br>Seni bizlere nasıl yanlış tanıttıklarının, birçok genci senden uzaklaştırdıklarının, soğuttuklarının acaba farkında mıydılar? Bunu kötülükten mi yapıyorlardı, ahmaklıktan mı Atam?<br><br>Şimdi de, senin ölümünden elli yıl sonra doğanlar seni “özlemişler” Atam.<br><br>Ben seni özlemedim, fakat araştırıp öğrenince, tanıyınca çok sevdim Atam.<br><br>Başardıkların ve başaramadıkların, zaafların, yanlışların, çevreni çepeçevre sarıp sarmalamış birsürü namussuzun ortasında kalmış muhteşem yalnızlığınla çok sevdim Atam.<br><br>Ben de o reklam filmindeki çocuğa söylediğin gibi, kimin ne diyeceğine aldırmadan doğru bildiğimi anlatmaya çalışıyorum Atam. Huyum kurusun, ara sıra aldırmak zorunda kalıyorum, beni bağışla Atam. Senin gibi bozkırda değil, bataklıkta gül yetiştirmeye çalışıyorum Atam. Ortalık da mis gibi değil, leş gibi kokuyor. Sen hainler, gericiler, yobazlarla uğraştın, ben de cahiller, aptallar, yeteneksizler, yalancılar, hokkabazlarla uğraşıyorum Atam.<br><br>10 Kasım sabahları Dolmabahçe Sarayı’na koşup koltuk altı koklar gibi “hava koklayanlar” bunları anlayamazlar Atam.<br><br>Aah ah, cumhuriyeti emanet edecek başka çemiş bulamadın mı Atam?</span></p><p><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ENGİN ARDIÇ (AKŞAM)<br></p></span> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>12 Nov 2007 19:11:44 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005294946</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>GENÇ YEŞİLAY</dc:creator>
		<title>&#350;EYTANIN SOR DED&#304;&#286;&#304;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005172483</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><font size="2" color="#333333">Günümüzde, güney sınırımızın “yanlış çizildiğini” düşünmeyen kalmadı gibi bir şey...<br><br>Eskiden bunu söylemeye kalkanın ossaat hayatını kaydırırlar, anasını ağlatırlardı. Türkiye nereden nereye gelmiş...<br><br>Elbette, “yanlış çizim” deyince Kürt ayrılıkçıları çok başka bir şey anlıyorlar.<br><br>Peki biz ne anlıyoruz?<br><br>“Sınırlar yeniden çizilmelidir” sözünü, Türk milliyetçileri de elbette “yeni sınırlarımız Musul ile Kerkük’ü de içine almalıdır” şeklinde anlıyorlar.<br><br>Vallahi iyi olur, alabiliyorsanız... Viyana’yı aldınız da biz size niçin aldınız mı dedik?<br><br>Peki o zaman sorun nedir? Birkaç kilometrelik küçük bir “düzeltme” mi? Yani sınır dağın tepesinden değil de güney eteğinden geçecek, böylece “hatt-ı bâlâ”ya biz hakim olacağız, PKK bitecek.<br><br>Bu mudur yani? Gençlerin gözde deyimiyle.<br><br>Son olarak, bir emekli memur gazetesinin “konuşan emekli paşalar” yazı dizisinde, İsmail Hakkı Karadayı Paşa da konuşmuş. Diyor ki, “bu sınır İngiltere’nin yaptığı bir iş... İleriyi düşünerek yapmışlar... İleride sorun çıksın diye...”<br><br>Karadayı Paşa, Suriye sınırımızın da yanlış çizildiğini, Suriye topraklarının çeşitli yerlerde bize doğru cep şeklinde girintiler yaptığını, oralarda petrol olduğunu söylüyor... Suriye devleti o girintilerde petrol çıkarıyor, bizim tarafta petrol yok!<br><br>Aşkolsun paşam, biz o sınırın Lausanne’da (pardon, Lozan mı yazmalıydım?) anlı şanlı İsmet Paşa tarafından yılmaz bir mücadeleyle ve büyük bir başarıyla elde edildiğini sanıyorduk!...<br><br>Eğer sizin dediğiniz gibi sınırı İngilizler yaptılarsa, bize niçin yalan öğretildi? Biz sınırın “muhataralı” olan kısmının yalnızca Irak tarafı olduğunu duymuştuk.<br><br>Af buyurun ama, bu “İngiliz çizgisi” niçin kabul edilmiştir paşam, devlet kurucu büyüklerimiz tarafından?<br><br>Çünkü savaş çıkardı, Yunan ordusunu yenmiştik ama İngiliz ordusunu yenemezdik, falan filan.<br><br>Yahu biz kurtuluş savaşını “yedi düvele karşı” vermemiş miydik? O düvellerden birinden sonradan niçin çekinmiştik? Hani bileğimizi kimse bükemezdi?<br><br>Yoksa bu işin sonunda İdris Küçükömer mi haklı çıkacak paşam?<br><br>Yoksa “İngilizler, Bolşevik Rusya’ya karşı oluşturmak istedikleri tampon devlet için önce Büyük Yunanistan projesini denediler, sökmeyeceğini anlayınca tampon bölgeyi Anadolu içlerine doğru genişletip bağımsız bir yeni Türk devleti çözümünü desteklediler” görüşü doğru mudur?<br><br>Anlı şanlı Ankara hükümeti, eloğlunun hinoğlu hin sınır numarasını nasıl olmuştur da yemiştir paşam?<br><br>Eee, bu başarı mıdır yani?<br><br>“Bizi keleğe getiriyorlar, yutmayın” diyen muhalefet niçin ve nasıl susturulmuştur?<br><br>Sözüm meclisten dışarı, ortada bir “muvazaa” mı vardır? Bir bedel mi ödenmiştir?<br><br>Hatay niçin hemencecik bırakılmıştır? Bu başarı mıdır? Yoksa Fransa’yla da muvazaalı bir durum mu vardı?<br><br>Acaba Batı Trakya’daki Müslüman Türk halkını da niçin Yunanistan’ın eline terkettik? Niçin Doğu Trakya Misak-ı Milli’ye dahildir de Batı Trakya’dan vazgeçilmiştir?<br><br>“1914 sınırı esas alındı” diyeceksiniz. Güney sınırı 1914 sınırı mı? Batıda sökmemiş, güneyde sökmemiş, ne anladım ben bu işten?<br><br>Asıl merak ettiğim de, Hasan Efendi bu kez bana nasıl küfür edecek acaba? “Bitki” mi diyecek?</font></p><p><font size="2" color="#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ENGİN ARDIÇ (AKŞAM)</font></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>6 Nov 2007 10:52:46 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005172483</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>ZARDANGENÇ (SUPERYLMZ GRUP ÜYESİ)</dc:creator>
		<title>Erdo&#287;an d&#252;nyan&#305;n en iyi siyaset&#231;isi</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004531760</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/45/31/5000000004531760.gif" align='right' border='0'> <span><b>ABD eski başkanı Bill Clinton, Başbakan Erdoğan'ın "dünyanın bugün belki de en başarılı politikacısı" olduğunu söyledi.</b><br><br>Clinton Küresel Girişimi yıllık toplantıları çerçevesinde düzenlenen panelde açılış konuşmasını yapan Clinton, Erdoğan'ın hükümetinde Kürt asıllı siyasetçiler olduğunu söyledi ve AK Parti'nin genel seçimlerde doğu bölgelerinde daha başarılı olduğunu belirtti. Clinton, Başbakan Erdoğan'ın hem İsrail, hem de İran'la iyi ilişkileri lan liderlerden biri olduğunu da vurguladı. Pekçok önemli ismi bir araya getiren toplantıda konuşan Başbakan Erdoğan ise "Bir şeyi düzelterek başlamak istiyorum. Kürt orijinli vatandaşlarımız azınlık hukukuna tabi değildir. Hiçbir zaman da azınlık olmamışlardır” dedi. </span><br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>29 Sep 2007 18:35:11 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004531760</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>KÜLTÜRMANTARI  ( )</dc:creator>
		<title>&#199;OK D&#304;RENECEKLER AMA BO&#350;UNA</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004320936</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <font size="2" color="#333333">Beklediğim gibi oldu: 'Anayasa değişmesin' demeye dilleri varamayanlar, işi yokuşa sürmek için bin dereden bin su getirmeye koyuldular.<br><br>Kimisi, 'yeni anayasayı bilim adamları yapmalıdır' buyuruyor.<br><br>Taslağı yazan Profesör Doktor Ergun Özbudun aslında kasap çıraklığından gelme, boş zamanlarında da semt pazarında çakmaklara gaz dolduran bir adam olduğu için, haklılar!<br><br>Şaka bir yana, demek istedikleri şu : Sıddık Sami Onar ya da Hıfzı Veldet Velidedeoğlu gibi 'onların kafasında' bilim adamları yapsın da yeni anayasada da bürokrat sultası hiç dokunulmadan kalsın!<br><br>Kimisi kurucu meclis diye tutturdu.<br><br>Bir kurucu meclis toplamaya hiçkimsenin yetkisi yok, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin de yok! Taslağı kim yazarsa yazsın sonunda kabul ya da reddedecek tek merci olan TBMM Anayasa Komisyonu yetkilerini başka bir topluluğa devrederse gırtlağına kadar suça batmış olur! TBMM'nin dışında ve üstünde ayrı bir meclis toplamaya kalkışan, idamlık olur, idamlık!<br><br>Kimisi de uzlaşma istiyor. Osmanlıca deyimiyle, mutabakat...<br><br>Uzlaşma aramak, konuyu yokuşa sürmenin en kestirme yoludur. 'Encümene havale etmek' gibi bir şey...<br><br>Toplumun en geniş kesimlerinin katılımı, falan filan... Bunlar parlak ama içi boş laflardır. Dünyada olsun Türkiye'de olsun, tarih boyunca hiçbir anayasa, toplumun en geniş kesimlerinin katılımıyla falan hazırlanmamıştır. Halkoyuna sunulması ya da sunulmaması apayrı bir konudur.<br><br>CHP mi AKP ile uzlaşacaktır yeni bir anayasa için, yoksa MHP mi? Güldürmeyin beni...<br><br>Uzlaşma yaygarası, işi 'yatırmanın' en fiyakalı kılıfıdır.<br><br>Burada en hazin durum da, solcu geçinen birtakım zavallıların, sırf iktidara karşı çıkmak için, dikta anayasasını canla başla savunmaya başlamış olmalarıdır. 12 Eylül kazığını yiyenlerin Kenan Evrenci kesilmeleri, bir ibret vesikasıdır.<br><br>Gerçi 'eski sosyalistin faşist olması' geleneği, faşizmin babası Benito Mussolini tarafından temelleri işin en başında atılmış olan bir gelenektir ama, Mussolini'de bulunmayan 'utanma' duygusunun hiç olmazsa bizimkilerde olduğunu sanırdım...<br><br>Bana küfür etmeyi sürdüreceklerdir, ben de rezilliklerini her fırsatta yüzlerine çarpmayı sürdüreceğim.<br><br>Etkili olamayacaklar: Kendi gazetelerinin okur sayısı kadar yer yakıyorlar. Seçim öncesi çevirdikleri dolaplar ve yazdıkları yalanlarla ne sonuç alabildilerse, bu konuda da aynı sonucu alacaklardır. Yani, hüsran.<br><br>Zarar yok, para kazanıyorlar!<br><br>Bir de şunu çok iyi biliyorlar: Türkiye, günün birinde Avrupa Birliği'ne girebilir mi giremez mi belli olmaz ama, 1982 Anayasası'yla asla giremeyeceği kesindir!<br><br>Dolayısıyla kendilerinden ricam şudur: Baklayı ağızlarından çıkarsınlar, erkekçe 'anayasa değişmesin ve de Avrupa Birliği'nden vazgeçelim' desinler. Saygı duyarım. Ama hokkabazlık etmesinler.<br><br>Bu işin sonunda ne olacağını da size şimdiden söyleyeyim:<br><br>Her kafadan bir ses çıkacak, ortalığa kırk sekiz çeşit anayasa taslağı dökülecek, gazeteler bunları çarşaf çarşaf yayınlayıp ahkam kesecekler, hükümet bunlara aldırırmış görünerek ya da görünmek gereğini bile duymayarak kendi bildiğini okuyacak ve sonunda hükümetin dediği olacaktır.<br><br>Cumhurbaşkanı seçiminde başka türlü mü olmuştu?</font><br><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ENGİN ARDIÇ (AKŞAM) 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>17 Sep 2007 08:16:56 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004320936</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>KÜLTÜRMANTARI  ( )</dc:creator>
		<title>VATANDA&#350; AHMET EFEND&#304;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004236602</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><font size="2" color="#333333">Magazinciler ya çişini eden milletvekilinin peşindeler, ya da kitabı satmayan politikacı kızın.<br><br>Hani Seda’nın göbeği üzerinde yoğunlaşsalar, vallahi destek vereceğim. Seray’ın dudakları da olur.<br><br>Ama yok, ille dön dolaş Fikret Şeneş’in gizli aşkı, ya da Alaçatı dedikoduları...<br><br>Şimdi “Ramazan münasebetiyle” okurun dindar kesimini gıdıklama çalışmaları da başlar: Otuz kupona En’am Cüzü, kırk kupona Elmalı tefsiri, iftar çorbası tarifleri, sahurda sağlıklı diyet... Ön sayfanda auuu diye ney çalar, iç sayfanda başını bağlayan kadınlara küfür ettirirsin... Senin rızan için oruç tuttum, senin rızanla orucumu açtım, beni, ülkemi, milletimi ve bürokrasimi kötülüklerden koru... AKP’nin kaybedeceği yeni bir seçimi esirgeme ülkemizden...<br><br>Bildiğiniz gibi ben akılsız, fikirsiz bir adamım, üstelik de yazar bile değilim. Akıllı fikirli bir magazinci olsaydım, bugünlerde Ahmet Efendi’nin peşine düşerdim.<br><br>Hangi Ahmet Efendi’nin? Vatandaş Ahmet Efendi’nin.<br><br>Emeklilik günlerini nerede değerlendiriyor? Sonunda huzura kavuştu mu? Onun da mide ağrıları vardı da geçti mi? Evine başı açık kiracı bulabildi mi?<br><br>Elinde filesiyle Gima’da kuyruğa giriyor mu? Ne alıyor? Kars gravyeri mi sever, Mağlıç peyniri mi? <br><br>Kırmızı ışıkta duruyor, bekliyor mu? Işıklarda onunla birlikte bekleşenler onu tanıyorlar mı, hatırlıyorlar mı?<br><br>Emekli maaşını Ziraat Bankası’ndan mı çekiyor, Vakıfbank’tan mı, yoksa postaneden mi alıyor?<br><br>Ne okuyor? Turgut Özakman’ın “Resimli Osmanlı Tarihi” oyununda dediği gibi “emekli olduktan sonra kendini rakıya ve tarihe verdi” mi? Örneğin sözkonusu Özakman’ın “Çılgın Türkler” isimli çok değerli eserini bitirebildi mi? Bu kitabın okuyucuları ikinci olarak da Hitler’in “Kavgam” adlı eserini alıyorlardı, okumayı düşünüyor mu?<br><br>Hobileri var mıdır? Resim yapar mı? Resimlerinde çıplak kadın figürlerini mi tercih eder, yoksa soyut mu takılır? Acaba Picasso’nun yaptığını o da yapabilir mi?<br><br>Artık resmi kimliği kalmadığına göre tuttuğu takımın maçına gidip şöyle gönül rahatlığıyla bağırır çağırır mı, yoksa futbol gibi alt tabaka sporlarıyla ilgilenmiyor mu?<br><br>İsmet Paşa sevdiğine göre o da viyolonsel sever mi? Yoksa Atatürk gibi Türk San’at Musikisi ve Rumeli havaları mı tercih eder?<br><br>Ne bileyim, bir emekliye daha başka ne sorulur yahu? Kızı evlendirdi mi, damat hayırsız çıktı mı, torun haylaz mı, ders çalışmıyor mu, aklı fikri topta mı? Defter kalem el yakıyor mu? Maaş farkları ödenecek mi?<br><br>Birikimlerinin faizini yıldan yıla mı alıyor, yoksa aylık ödemeli mi yaptırdı? Vade dolunca faizi çekip geri kalan anaparayı mı tekrar yatıracak, yoksa faize dokunmayıp onu da anaparaya mı ekletecek?<br><br>Emin Çölaşan’ın hangi gazeteye girmesini tercih eder? Hasan Pulur’un bugünkü yazısını beğendi mi? Oktay Ekşi’ye kahvaltıdan sonra mı göz atacak? Hürriyet’in bulmacaları mı daha güzel, Milliyet’in mi?<br><br>Sabah herkesten önce kalkıp çayı demliyor, bakkala gidip gazeteleri alıyor mu, yoksa kapıcı mı getiriyor?<br><br>Ben hipertansiyonum için beş miligram Delix, on miligram da Norvasc kullanıyorum, acaba o muhterem ne kullanıyor? “Beta bloker” ilaçlar bana yaramıyor, ona iyi geliyor mu? Şunların adını bir kâğıda yazayım mı, “yakın gözlüğünü” takıp bakar mı?<br><br>Ara sıra içinden “birilerinin kafasına bir şey fırlatmak” geçiyor mu?<br><br>Geçkince bir bayan, Anıtkabir’de onun için kendini yerlere atmış, göğüsünü bağrını parçalayarak onu istediğini haykırmıştı... Zor yatıştırdılar, alıp götürdüler... Yok, camı kıran değil, camı kıran başka.<br><br>Örneğin bu hususta Semra Hanım ne düşünüyor? Evde olay çıktı mı?<br><br>Bu magazinciler işlerini bilmiyorlar, gidip kapısının önünde sotaya yatmıyorlar, çöp tenekesini karıştırmıyorlar. Peşinden koşup soru sormuyorlar.<br><br>Hayır, söyleşi yapsam “sıradan vatandaş olmak nasıl bir duygu” diye sormazdım ben de...<br><br>Şimdi olmuşluğu yok, daha önce de başka biri değildi ki...</font></p><p><font size="2" color="#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ENGİNARDIÇ (AKŞAM)</font><br></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>13 Sep 2007 09:21:38 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004236602</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>KÜLTÜRMANTARI  ( )</dc:creator>
		<title>ANITKAB&#304;R FAR&#304;ZASI</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004235606</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><font size="2" color="#333333">Başlığı böyle attım ama kuşkuluyum: Şimdi birçok solcu ve de halkçı, “fariza ne demek” diye soracak, sinirimi bozacak. Hani hac mevsiminin “bu sene kurban bayramına” denk gelmesine şaşan gazeteci kızlar vardı ya, onlar gibi... Kimi hayvan da “Osmanlıca konuşuyorsun, demek ki hükümete yağ çekiyorsun” diyebilir.<br><br>Deniz Baykal, partisinin kuruluş yıldönümünde, yanına binlerce adamını alıp Anıtkabir’e çıkmış. “İzdiham” yaşanmış, falan filan.<br><br>Orada gelenektir, “şeref defteri” imzalanır ve daha önce iki satır da birşeyler yazılır. Atatürk kalkıp onları okuyamayacağına göre, arkada bekleyen muhabirlerin okumaları ve gazetelerine bildirmeleri için.<br><br>Yazılanlar genellikle ya imza sahibinin “Atatürk’ün ne kadar izinde olduğunu” belirtmeye yöneliktir, ya da birşeyler ya da birileri bu yoldan “Atatürk’e şikâyet” edilirler. Elbette şikâyet edildikleri merci, aslında Cumhuriyet Gazetesi ve Genelkurmay falandır.<br><br>Bu ziyaret yerli yersiz, vara yoğa yapılan bir ziyarettir. Milli bayramlarda da oraya gidilir, maç kazanıldığı zaman da, parti kuran da soluğu orada alır, ihracat rekoru kıran da.<br><br>Bir örneği başka bir ülkede yoktur. Sovyet yöneticileri bile resmi törenlerde Lenin’in anıtkabirinin içine girmezler, damına çıkarlardı...<br><br>Bir arkadaş, 10 Kasım günleri Ankara’ya gidemediği için Dolmabahçe Sarayı’na gidiyor, yani Atatürk’ün yattığı yere ulaşamayınca öldüğü yeri tavaf ediyor, bunu her sene yapıyor ve okuyucularına da hararetle tavsiye ediyordu...<br><br>(Fariza, izdiham, hararet, şikâyet, tavaf, muhabir, sene... Sen iyice gerici oldun be Engin Ardıç!)<br><br>Aynı arkadaşlar, halk kadınları bağlı başlarıyla türbe türbe gezip çaput bağlayınca çok kızarlar.<br><br>Yapılan, temelde aynı şeydir.<br><br>Eh, Nutuk’u kutsal kitap, Çankaya’yı Kâbe, Atatürk portrelerini ikona, ilkokul öğretmenlerini rahip, tayyör-etek giyen iri kalçalı memur hanımlarını da rahibe gibi algılarsan, Anıtkabir’i de elbette peygamber türbesi kabul edeceksin!<br><br>Onlar çaput bağlayacaklar, sen şeref defterine yazı yazacaksın.<br><br>Onlar dua edecekler, sen esas duruş göstereceksin.<br><br>Orada ezan okunacak, burada Onuncu Yıl Marşı.<br><br>Sonra da ya kızıp köpüreceksin, ya da kara kara soracaksın, “biz nerede yanlış yaptık”...<br><br>Atatürk’ü sevdirmediniz, insanları ondan soğuttunuz, bıktırdınız, yanlışı orada yaptınız.<br><br>Öğretmediniz, ezberlettiniz. Düşündürtmediniz, korkuttunuz. Özgür bırakmadınız, ezdiniz. Açıklamadınız, yasakladınız. Tartışmadınız, örtbas ettiniz.<br><br>Atatürk size hedef olarak çağdaş yaşama biçimini, rehber olarak da bilimi gösterdi, siz tuttunuz bir “Kemalizm dini” icat ettiniz.<br><br>Üstüne üstlük, faşizmi de solculuk diye satmaya kalktınız.<br><br>Bir kısım basın yuttu ama halk yutmadı.<br><br>Atatürk’ü anmak mı istiyorsun sevgili dostum?<br><br>Andrew Mango’nun mükemmel Atatürk biyografisini oku... Lord Kinross’a da, Şevket Süreyya Aydemir’e de beş basar. Üstelik kırk sekiz Anıtkabir ve de yirmi altı Dolmabahçe ziyaretinden daha faydalıdır. Zihnin açılır.</font></p><p><font size="2" color="#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ENGİNARDIÇ (AKŞAM)</font><br></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>13 Sep 2007 09:19:00 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004235606</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>BAŞÖRTÜSÜ MAĞDURLARI (BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI TÜRBAN  LAİK)</dc:creator>
		<title>&#350;ER&#304;AT GELMEZ</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004216614</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><font size="2" color="#333333">Eskiden Türkiye’de zengin çocuğu, paşa torunu, toprak ağası komünistler vardı...<br><br>Hayatında bir tek fabrikanın kapısından girmemiş olan da vardı içlerinde, bir tek masa başı işinde bile doğru dürüst çalışmamış, hiçbir baltaya sap olamamış, eli ekmek tutmayan da...<br><br>Celal Bayar’ın tatlı tatlı saçmaladığı gibi “o kış Türkiye’ye komünizm gelseydi” bunların nereye kaçacaklarını hep merak ederdim.<br><br>Örneğin bugün yabancı sermayeye, döviz büfelerine atıp tutanların, banka hesaplarına el konulduğu zaman nasıl yaygarayı basacaklarını hep merak ettiğim gibi.<br><br>“Borsa düşsün, bize ne” diyenlerin, patronlarının şirketleri gümlediği, maaşları “düyuna kaldığı” zaman ne yiyip ne içeceklerini de düşünürüm.<br><br>“Dolar yasaklansın” diye ahkâm kesen, dolarlarını karaborsacıya mı satacaktır yoksa yurtdışına mı kaçıracaktır, vallahi kafamı kurcalar.<br><br>Örneğin, kurtuluşlarını ancak muhayyel bir darbede gören basın alçakları, yazıişlerine gelip tepelerine oturacak başçavuş “arkadaşım, bu yazı olmamış, yeniden yaz” dediği zaman kime küfür edeceklerdir, bana mı, makus talihlerine mi, ne yapayım, ilgimi çekiyor...<br><br>Bir yandan Türkiye’ye bürokrasi diktasının gelmesini özlerken, bir yandan da “şeriat gelecek” diye ödleri patlıyor. Kimilerine sorarsanız, geldi bile! İçlerinde, Anıtkabir’de kendi yerlere atıp “Ahmet Necdet Sezer’i isterim” diye bağırarak sinir krizleri geçiren zavallı histerik kadıncağızlar da var.<br><br>Korkmasınlar, gelmeyecektir.<br><br>Gelmeyecektir, çünkü savaş, köylünün iktidara gelmesi değil, köylünün sınıf değiştirmesi savaşıdır.<br><br>Bu değişimde yalnızca “iktidar olanaklarını kullanmak istiyorlar”, hepsi bu. Hani daha önce hep “sizinkilerin” kullandıkları gibi!<br><br>Bürokrasi kuyrukçuları, her ne kadar anlar geçinseler de ekonomi biliminin de sosyoloji biliminin de uzağından bile geçmediklerinden, kavganın sınıf kavgası olduğunu göremiyorlar.<br><br>Köylü kabuğunu kırmış, şehirli olmaya, burjuva sırasına girmeye çabalamaktadır. Yeni bir burjuva sınıfı hele şükür doğmaktadır. Bu oluşumda bürokrasi ezilmeyecek, yalnızca yerli yerine oturacaktır. Korkmayınız.<br><br>Bu bir devrimdir. Alın size mis gibi, bal gibi halk devrimi! Halktan nefret ederek halkçı geçinenlerin sosyalist devrimine hiç benzemiyor ama ne yapalım, idare edin.<br><br>Bu devrimin öncüleri, çıkarlarını da Batı’da görmektedirler ve kendi kalelerine kolay kolay gol atmazlar. O hata, nisan ayından ağustos ayına kadar saçmalayan Ankara seçkinlerine mahsustur!<br><br>Batı’dan kopmak, Batı’ya sırt çevirmek, dünyadan tecrit olmak, yapayalnız kalmak memurların ve basın çemişlerinin çok işine gelir ama dincilerin gelmez!...<br><br>“Ilımlı İslam” modelindeki “ılımlı” sıfatını bile unutuyor bizim arkadaşlar...<br><br>Korkmayınız, laikliğin güvencesi, üç beş basın serserisi ya da arslanlar gibi bürokrasi değil, cebi para görmüş, yurt dışına çıkmış, yaşamayı öğrenmiş Müslümanlar’dır. Sayıları arttıkça Türkiye de rahatlayacaktır.<br><br>Çünkü, halkın özlediği özgürlük ve refah, Batı’nın bugün ulaştığı insan hakları ve demokrasi düzeyiyle çakışmaktadır, örtüşmektedir.<br><br>Halkı sürekli aşağılarsak, halkın bizden çok daha sağduyulu olduğunu da göremeyiz bu hususta.<br><br>Solcu geçinen Türk aydınları demokrasi ve özgürlük tantanası yapa yapa bürokrasi diktasına çanak tutacak kadar ahmaktırlar ama Türk şeriatçıları Türkiye’ye şeriatı getirecek kadar kafasız değillerdir.</font></p><p><font size="2" color="#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;ENGİN ARDIÇ&nbsp;(AKŞAM)</font><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>12 Sep 2007 10:49:10 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004216614</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>GENÇ YEŞİLAY</dc:creator>
		<title>Muhafazak&#226;rlar &#351;a&#351;&#305;rtmaya devam edecek</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004106297</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/41/6/5000000004106297.gif" align='right' border='0'> <p>İran'da Şah'ın sonunu ve Ayetullah rejiminin başlangıcını simgeleyen 'devrim'den bu yana Türkiye'deki laik kesimin neredeyse standart hale gelen bir korkusu var: Türkiye'nin de bir gün İran olma ihtimali...</p><p>Laik kesim bundan sadece sokaktaki özgürlük imkanlarının kısıtlanmasını anlıyor. Kadınların çarşaf giydiği, lokantalarda içki içilemeyen, sevgililerin diz dize oturamadığı bir dünya bu. Ayetullah rejiminin bir dinsel hiyerarşi ve dolayısıyla 'sınıf' ima ettiği; bu sınıfın yüzyıllardan bu yana esnaf kesimi ile iç içe geçerek para ve güç sahibi olduğu; Ayetullahların toplumsal geleneğin meşru kıldığı bir iktidar alanı içinde siyasete el koydukları pek dikkate alınmıyor... <p>Laik kesim yüzyıllar boyunca İran'a benzemeyen Türkiye'nin şimdi neden birdenbire benzeyeceğine ilişkin bir fikre de sahip değil. Ama anlaşılan Batı kaynaklı küresel bir ötekileştirmenin etkisi altında, bilmediği bir sosyal alanı el yordamıyla bilinir varsayıyor. Bu bakış İslam'ı dünya barışı için bir tehlike olarak sunuyor. Gerekçe ise, İslami kültürün intikamcı bir yaklaşım içinde şiddete eğilim göstermesi ve bizzat Batı'yı düşman olarak tanımlaması. Doğal olarak kimse İslami dünya içinde bu zihniyette kimsenin olmadığını söyleyecek durumda değil. Ancak dazlakların varlığından hareketle Avrupa'nın özünün faşist olduğunu söylemek ne kadar saçma ise, örneğin El Kaide'den hareketle Müslüman analizi yapmak da o denli saçma. Ne var ki laik kesim genelde Müslümanları tanımadığı ölçüde, görünür olan Müslüman'dan hareketle tüm Müslümanlığı tanımlama eğilimi gösteriyor. Bu durumda da Türkiye'deki İslami kesimin hızla dünyadaki şiddet ve baskı yanlısı otoriter rejimlerin çekim alanı içine gireceğini sanıyor. <p>Laikler değişimi algılayamıyor... <p>Ancak İran bile bugün dünyayı şaşırtan bir performans içinde. Bunu İran devletine ve Ahmedinecad'ın sözlerine bakarak anlamak mümkün değil. Çünkü devlet söylemi dünyanın her yerinde birbirine benzer, milliyetçidir, kendine hasımlar üretir ve tutum alırken genellikle ahlaki kaygılar taşımaz. Dolayısıyla zihnî arka planın otoriterliği ima ettiği toplumlarda, devletler de daha rahat bir biçimde çatışmacı dile kayarlar. Ama 'İran' dendiğinde asıl olan daima toplumdur ve bu ülkeyi biraz yakından tanıyanlar halkın çatışmacılıkla pek ilgisi olmadığını; günlük hayatın keyfini fazlasıyla çıkaran, sanata ve edebiyata düşkün bir kültürden geldiğini görür. Kapanmanın zorunlu olduğu bu ülkede sokaktaki kadın hallerinin çeşitliliği, kişilikliliği ve cüreti, özgürlüğün her kültürde nasıl kendine yol açtığının göstergesidir. <p>Sonuç olarak Türkiye'nin benzemesinden korkulan İran bile, bizdeki laik kesimin varsaydığı İran'dan çok uzakta. Günümüz dünyasının küreselleşmesi devlet iradesinin değil, toplumsal dinamiğin sirayet ettiği bir yayılmayı ifade etmekte. Yaygınlaşmakta olan en belirgin fikirsel ve davranışsal kalıplar ise daha fazla demokratlığı ima ediyor. Devletler ve hakim sınıf ya da elitler buna direnseler de, zamanımızın meşruiyet anlayışının temelinde artık bir dinsel tabu veya bir milli kahraman yok. Aksine artık herkes kendi dinsel inancının ve milli kahramanının nasıl demokratlıkla uyum içinde olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Dolayısıyla dünyaya adaptasyon, yani gerçek anlamıyla 'çağdaşlık', önümüzdeki dönemde herkesin kendi zihinsel çerçevesini demokratlıkla ne denli uyumlu kıldığına bağlı olacak. <p>Bu noktada laik kesimin ciddi bir handikabı var: Onlar kendilerini zaten 'demokrat' saydıkları için herhangi bir değişim geçirmek zorunda olmadıklarını sanıyorlar. Dahası, kendileri 'demokrat' olduğuna göre, demokratlaşma denen sürecin başkalarını laiklere benzeteceğini varsayıyorlar. Ne yazık ki her iki beklenti de gerçeğe tekabül etmiyor. Çünkü modernliğin klasik demokrasi anlayışından hareketle günümüzün demokratik performansına ulaşmak mümkün olmadığı gibi, yaşanmakta olan değişim süreci de muhafazakâr kesimi demokratlaştırdığı ölçüde laik kesimden zihniyet olarak uzaklaştırıyor. İşte laik kesimin temelsiz korkularının asıl nedeni de bu... Karşılarında kendilerinden farklı olmayı sürdüren; ama onlarla eşit konumda kamusal alana talip olan bir kitle var. Laik algılama açısından söz konusu farklılık ancak laikliğin terminolojisi içinde tanımlandığı için, muhafazakârların değişimini yükselen bir dindarlık olarak görüyorlar. Oysa aynı değişim yükselen bir demokratlık eğilimini de ima etmekte... Laik kesimin bunu algılaması ise kendisinin demokratlıktan uzak olduğunu idrak etmesiyle ve değişime adım atmasıyla mümkün. Nitekim bugün bu kesim içinde giderek büyümekte olan böyle bir nüve mevcut ve AKP'nin seçim başarısında onların da payı var. Ama laik kesimin devletçi, elit, modernist kanadı için bunu söyleyemiyoruz... <p>Halbuki Türkiye'yi izleyen yabancılar bile muhafazakâr kesimin içinde olduğu değişim sürecini giderek doğru okuyorlar. Söz konusu değişimin izdüşümlerinden biri başörtüsüydü. İran devriminin ardından gelen yıllarda, başörtüsü kadınların kocalarının yanında, onların siyasi faaliyetine destek olmak üzere kamusal alana çıkarken büründükleri bir kıyafetti. İnsanlar bunu inançları nedeniyle takıyorlardı; ama sosyolojik açıdan asıl işlevi erkek dünyasının namusunun korunmasıydı. Ancak sonraki dönemde aynı kadınlar, inançlarını devam ettirirken tamamen kendilerine ait bir dünya keşfettiler ve bir 'mahrem kamusal alan' oluşturdular. Dinini daha iyi öğrenme isteği, giderek hem dindarlığı kadın gözüyle anlama ve yorumlama imkanını doğurdu hem de öğrenmenin cazibesi ev ekonomisinden sanat ve felsefeye uzanan bir dizi etkileşim faaliyetinin kurumlaşmasına neden oldu. Böylece inançlı olan; ama dindarlığı kendi kişiliğinin süzgecinden geçirerek anlayan başörtülü kadınlardan, çoğulcu ve hatta 'feminist' bir kadın asabiyesi ve duruşu ortaya çıktı. Başörtüsünü bir 'yobazlık' imgesi olarak gören, kadınların bunu erkek baskısı altında taktığını düşünen laik kesim için, bu değişimi anlamak tabii ki çok zor. Başörtülülerin büyük çoğunlukla ailelerinin isteğine rağmen kapandıklarını, bu eylemin dindarlıkla bağlantılı olduğu ölçüde aile ve sosyal çevredeki erkek egemenliğine de karşı anlamlar taşıdığını idrak etmek gerçekten de çoğu gözlemci için şaşırtıcı... Ama TESEV araştırmalarında çıkan sonuçlar bizleri meselenin gerçek yüzüne biraz daha yaklaştırıyor. Yüz yüze yapılan görüşmelerde ortaya çıkmakta ki, başörtüsüne en karşı olan grup elli yaş üzeri Müslüman dindar erkekler... Çünkü onlar başörtülü kızların davranış kalıplarını 'ahlaki' bulmuyorlar. Bu yargının altında ise, kızlarına ve çevrelerine empoze ettikleri ahlaki kalıpların bu genç kızların elinde kırılıyor olmasının getirdiği öfke var. <p>Muhafazakârlarda büyük değişim <p>Muhafazakâr kesime yakından bakış, dışarıdan gelen gözlemcileri şaşırtacak, onların beklentilerini tersine çevirtecek bulguları ima ediyor. Mesele kendi ideolojik kabuğundan sıyrılarak 'ötekine' bakabilmekte, 'ötekinin' yaşamakta olduğu değişimi onun kendi dünyasındaki anlamıyla deşifre edebilmekte. Ne var ki bu tür anlama faaliyetleri ancak kişinin kendi zihniyetiyle yüzleşmesinden sonra başlayabilir ve laik kesimin geneli henüz bu yüzleşmeyi becerebilmiş değil. Dolayısıyla muhafazakâr kesimdeki her yeni olgu, imge veya görüntü laik kesimi şaşırtmaya devam ediyor. Şeriat getirmek istediği düşünülen AKP'nin niçin böylesine AB yanlısı olduğu onlar için hâlâ bir muamma. Eğer laik algı geçerli ise, Türkiye AB'ye girdiğinde şeriatın hakim olması gerekmekte. Ama bu beklentinin gülünçlüğü bile insanları uyarmakta aciz kalıyor. Müslümanların esas olarak özgürlük istediklerini kabul etmek, onların bunca yıldır özgürlüksüz olduğu gerçeğini de hazmetmek demek. Bu yönde adım atan bazıları, söz konusu özgürlüksüzlüğü salt inanç alanına indirgeyerek ve inancın bir özel alan konusu olduğunu söyleyerek laik pozisyonu korumaya çalışıyorlar. Oysa özgürlüksüzlük vatandaşlık tanımının kendisinde gizli... Vatandaşlığı otoriter bir laiklik üzerinden kurduğunuzda, laikliği vatandaşlığın ölçütü haline getirir ve onu inançlı insanları kamusal alanın dışına itmek üzere kullanabilirsiniz. Türkiye'de olan da buydu... Bu nedenle Türkiye'de laiklik hiçbir zaman demokratlıkla bağdaşmadı ve ironik olarak belki de bu nedenle bugün otoriter laikliğe karşı çıkan inançlı kesim, dünyaya uyumlu bir biçimde demokratlaşma eğilimi gösteriyor. <p>Diğer bir deyişle muhafazakârların şaşırtma yeteneğinin ardında, laik kesimin algılamasına hakim olan ve resmî ideolojinin ürettiği bir tür bağnazlık yatmakta. Bu bağnazlık kendi iktidar alanına sahip çıkmayı siyaset olarak tanımladığı ölçüde, devletçi laikler toplumun önümüzdeki dönemde yaşayacağı değişim dinamiğini de anlamakta zorlanacak ve herhalde birkaç yıl içinde geri dönüp baktıklarında daha da şaşıracaklar. Çünkü küreselleşen ortam 'vatandaşlık' kavramının da ufuklarını genişletmiş durumda. Diğer bir deyişle insanlar artık sadece kendi ülkelerinin değil, dünyanın da 'vatandaşı'. Bu yeni anlayış içinde kentler yeniden kurulmakta olan iktisadi düzenin özneleri hüviyetini sahiplenerek, şirketler kadar önemli hale gelmekteler. Dolayısıyla AKP iktidarı döneminde Anadolu kentlerinin daha da özgürleşmesine ve Ankara'nın etki alanından çıkarak dünyanın geri kalanıyla doğrudan bağlantılar kurmasına tanık olacağız. <p>Daha da ileri adımlara örnekler... <p>Söz konusu dinamik zaten geçtiğimiz dört yıl zarfında da başlamıştı; ama değişim genelde iktisadi alanla sınırlı kalmıştı. Anadolu 'Kalvenizminden', yükselen Müslüman burjuvaziden söz eden makaleler yabancı basında da rağbet bulmuştu. Ancak önümüzdeki dönemde daha da farklı bir süreçle karşı karşıya kalacağız. Anadolu iş dünyasının daha önce yardımlaşma ağları ve hayır işleriyle sınırlı kalan sosyal sorumluluk anlayışı da kabuğunu yırtarak farklılaşmak üzere. Önümüzdeki dönemde sosyal ve entelektüel açılardan yeni bir kamusal alanın yaratılması hiç de şaşırtıcı olmamalı. İşadamlarının yeni kurulacak sivil toplum örgütleri üzerinden estetik ürünlerin yaratılması, tarihsel mirasın değerlendirilmesi gibi faaliyetlerin içinde yer almaları son derece 'rasyonel' olacak. Çünkü bu tür katkılar doğrudan kentlerin prestijini artıran, o kenti dünyanın geneli nezdinde cazip kılan bir etki yaratırken, iş âlemini de güçlü iktisadi odaklara entegre hale getiriyor. <p>Ancak belki çok daha ilginci ve laik kesimi daha da şaşırtacak olan şey, Anadolu'nun doğrudan bilgi siyasetine soyunması olacak... Muhtemelen içinde işadamlarının yoğun olarak bulunduğu bazı sivil toplum örgütlerinin, fikrî açılımı destekleyen, entelektüel yaratıcılığı besleyen projeleri sahiplendiklerini göreceğiz. Belki de modernliğin ne olup olmadığı, nasıl yaşanması gerektiği, ne tür sorunlar ürettiği ve bunların nasıl çözümleneceği, özellikle kent bağlamında ele alınmaya başlanacak. Bunun anlamı Batı'nın İstanbul, Ankara ve İzmir'i 'atlayarak', onlara muhtaç olmadan Anadolu kentleri ile ilişki kurmasıdır. Ancak bu durumun ideolojik karşılığı daha da 'kritiktir'; çünkü Batı'nın laik kesimi 'atlayarak', ona muhtaç olmadan muhafazakârlarla ilişki içine girmesini ifade eder. <p>Bizdeki laik kesim şimdi başörtülü genç kızlara bakıp 'bunlar nasıl Müslüman?' diye sorduğu gibi, muhtemelen o zaman da genelde Anadolu insanına bakıp 'bunlar nasıl muhafazakâr?' diye soracaktır. Belki de bu tür değişimleri göz ardı eden bir biçimde 'ne zaman İran'a benzeyeceğiz?' kaygısı içinde daha da içe kapanacaktır... Ama belki de son seçimde AKP'ye oy veren laik azınlığın giderek genişlemesine ve toplumla ilişki kurmasına tanık olacağız ve şaşırmayanların sayısı artacak. Umarız öyle de olur... Çünkü muhafazakâr kesimdeki değişim, anlamayanları şaşırtmaya devam edecek ve dünyanın şaşırmadığı bir değişime kendi vatandaşlarımızın şaşırması, söz konusu vatandaşlarımızı -bizleri de rencide edecek kadar- gülünç durumda bırakabilecek... </p></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>7 Sep 2007 12:14:06 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004106297</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>GENÇ YEŞİLAY</dc:creator>
		<title>- - - - - -  PROTESTO - - - - - - </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003626096</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><a href="   http://basortusu.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003626322 " target="_blank"><img src="http://i207.photobucket.com/albums/bb152/superylmz/PROTESTOGF.gif" border="0" alt="BAŞÖRTÜSÜNE ÖZGÜRLÜK"></a> <p>BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINI PROTESTO EDİYORUZ.</p><p>DESTEK İÇİN EKLEYİN : </p><p><font color="#000099"><b><i>&lt;a href="&nbsp;&nbsp;&nbsp;</i></b></font><a href="http://basortusu.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003626322" target="_blank" class="pageLinks"><b><i>http://basortusu.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003626322</i></b></a><b><i><font color="#000099"> " target="_blank"&gt;&lt;img src="</font></i></b><a href="http://i207.photobucket.com/albums/bb152/superylmz/PROTESTOGF.gif" target="_blank" class="pageLinks"><font size="3" color="#000099"><b><i>http://i207.photobucket.com/albums/bb152/superylmz/PROTESTOGF.gif</i></b></font></a><font size="3" color="#000099"><b><i>" border="0" alt="BAŞÖRTÜSÜNE ÖZGÜRLÜK"&gt;&lt;/a&gt;</i></b></font></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>12 Aug 2007 13:22:58 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003626096</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>BAŞÖRTÜSÜ MAĞDURLARI (BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI TÜRBAN  LAİK)</dc:creator>
		<title>[Yorum - Alev Alatl&#305;] Sa&#287; girdik, sa&#287; &#231;&#305;kt&#305;k, her &#351;ey yerli yerinde!</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003564823</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Solcu kim? Sağcı kim? Dinci kim? Ulusalcı kim? Gerici kim? İlerici kim? İktidar kim, muhalefet kim? Bir hışm ile geldi geçti seçim, kim, kim, kim?! Latife bir yana, seçim sonrası ruh üşümelerini iyileştirmeye yardımcı olabilir düşüncesiyle, buyurun, size "Dünya'nın En Kısa Siyasi Testi!"<img src="http://medya.zaman.com.tr/2007/08/08/yorum1.jpg" ><p>Test, on soruluk ve oldukça ünlü. Cambridge'deki "Uluslararası Biyografi Merkezi" (1) tarafından "20. yüzyılın en önde gelen 2000 aydını"ndan biri ilan edilen David Nolan (2) tarafından düzenlenmiş. "Köktenci", "serbest fikirli", "ılımlı", "muhafazakâr" ya da "gerici" (3) gibi tanımlamaların siyasi yelpazedeki pozisyonlarımızı belirlememizde yetersiz kaldığını ileri süren Nolan, önemli olanın bu pozisyonların açılımlarının saptanması olduğunu, sahici tutumumuzun ancak böyle ortaya çıkabileceğini söylüyor. David Nolan, kim? Amerikan Libertarian Party'nin iki kurucusundan (1971) biri, M.I.T. mezunu, 2000'de başkan adayı, "The Essence of Liberty" Özgürlüğün Esası, isimli kitabın yazarı. <p>Test, biri "Kişisel" diğeri "Ekonomik" konular olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Sorulara tepkiniz doğrultusunda "evet", "hayır" ya da "belki" diye cevap veriyorsunuz. "Belki" cevabı, "emin değilim" ya da "bazen" gibi "kararsız" kaldığınız durumlarda kullanılıyor. Şöyle bir şey: <p>Kişisel konular: <p>Askerlik hizmeti mecburi olmamalı. <p>Devlet, radyoya, televizyona, basına ya da internete müdahale etmemeli, denetlememeli. <p>Devlet, yetişkin insanların karşılıklı rızalarıyla gelişen cinsel ilişkilere müdahil olmamalı. <p>Uyuşturucu yasaları faydadan çok zarar veriyorlar; kaldırılmalılar. <p>İnsanlar sınırlardan rahatlıkla geçebilmeli, istedikleri ülkede çalışabilmeli, istedikleri ülkede yaşayabilmelidirler. <p>Ekonomik konular: <p>Devlet, tarımı ve sanayiyi sübvanse etmemeli, destek alımları kaldırılmalı. <p>Gümrük duvarları indirilir, ticaret tümüyle serbest bırakılırsa insanlar için daha iyi olur. <p>Asgari ücret, işsizliğe neden olduğu için iptal edilmeli. <p>Vergiler kaldırılmalı, devlet hizmetlerinin bedeli onları kullananlar tarafından ödenmeli (yani bedava polis, okul, sağlık vb. hizmet, yok). <p>Dış yardım devlet tarafından değil, isteyen bireyler tarafından yapılmalıdır. <p>Test Türkiye'yi ne kadar anlatıyor? <p>Değerlendirme: "Evet"ler 20, "Belki"ler 10, "Hayır"lar 0 puan. Testin tümünden 50'den az puan topladıysanız, o zaman siz "otorite yanlısı" birisiniz. Buna göre, halihazır kurumları, hiyerarşileri, iktidar yapılanmalarını körükörüne destekler, değişime şiddetle direnir-mişsiniz. Buna karşın, inançlarınıza ilişkin mantıklı, belagatlı gerekçeler geliştirmeniz de beklenir-miş. Erich Fromm'un başını çektiği Amerikalı psikologlar, bu kişiliklere "ırkçılar", Stalinciler arasında rastlamışlar-mış. Ayrıca, bu kafadaki insanlar kendi cinsel arzularına da içerlerler, dürtülerini bastırma yoluna giderler-miş. Nedeni de çocukluklarında cinselliğin ayıp olduğunu öğretilmiş olmaları-ymış. <p>Öte yandan, eğer Kişisel konularda 50'den fazla puan toplamış ve fakat Ekonomik konularda 50'nin altına düşmüşseniz, o zaman "liberal" sınıflandırmada yer alıyorsunuz demekmiş. Bu durumda Amerikan liberallerine ("liberal" tanımının İngiltere ve Amerika'daki anlamının, kıta Avrupası'ndaki anlamından farklı olduğunu hatırlatmama izin verin) benzeyen bir tutumla, hükümet destekli toplumsal programları benimsemekle birlikte, genelde "hoşgörülü" bir tavır sergiler, çevre ile ilgilenir, kadın haklarını yüceltir, kavgadan kaçınır-mışsınız. <p>Ekonomi puanları 50'nin üstünde, Kişisel puanları 50'nin altında olanlardansanız, "muhafazakâr" gruptansınız demekmiş. "Muhafazakâr" yani, '80'li yılların Ronald Reagan, Margaret Thatcher ve rahmetli Özal'ı doğrultusunda, kapitalizm-yanlısı olup, büyük şirketler ve onların başarılı yöneticileriyle saf tutar-mışsınız. Bir yandan Thatcher-vari "muhafazakârlık" ki "dizginsiz kapitalizmin yüceltilmesi" demektir, diğer yandan yoksullara yeşil kart, yiyecek yardımı pratiği içindeyseniz, kendinizi "muhafazakâr" sayamazsınız. <p>Testin her iki bölümünde de 50'nin üstünde puan alanlara gelince: Sizler de "libertarian" oluyorsunuz! Yani, insanların insan olmaktan gelen haklarının yasalardan daha üstün olduğuna inandığınızdan, devlet müdahalesini asgaride tutmayı, serbest piyasa ekonomisini güçlendirmeyi ister-mişsiniz Libertaryanlar ayrıca tarih boyunca barıştan yana olmuşlar-mış. Peki, ya puanınız ne eksik, ne fazla, tam tamına 50 ise? O zaman "sınırda" bir vakaymışsınız, oturup bir daha düşünmeniz gerekiyormuş! <p>Havada kalan terimler... <p>David Nolan'ın terminolojisinin bizim pratiğimizi yansıtmadığı, dahası "libertarian" (dilerseniz, "özgürleştirici") gibi dilimizde neredeyse yer almayan tanımlarla konuştuğu da muhakkak. Bu bağlamda, "Dünya'nın En Kısa Siyasi Testi"nin Türkiye için anlamsız bir test olduğu söylenemez mi? Bence, söylenemez. Çünkü, benzer bir biçimde Türkiye'de, "devrimci," "demokrat," "sosyal demokrat," "demokratik sol" tanımları da bir o kadar havada terimler kalabiliyorlar. Dikkat buyurursanız, ülkemizde kendisine "solcu" diyen birisi (hatta bir siyasi parti!) pekâlâ da, örneğin, "insanlar sınırlardan rahatlıkla geçebilmeli, istedikleri ülkede çalışabilmeli, istedikleri ülkede yaşayabilmelidirler" gibi bir yargıya bütün kalbiyle katılabilecektir. Nitekim, mesela, Program'ında "kapitalizmin ve onun insanlığa dayattığı bütün baskı, sömürü, şiddet ve eşitsizlik biçimlerinin ortadan kalkmasını" savunan ÖDP gibi kendisine "sol" diyen bir parti, iki paragraf sonra "özgürlükçü, özyönetimci, enternasyonalist, ekolojist, militarizm karşıtı" gibi libertaryan tezleri savunabilmekte, sonra bir kanat çırpışıyla "demokratik plânlamacı"lık gibi, devletçi bir tutuma girebilmektedir! ÖDP'nin "işçi ve emekçileri sermayeden, sermayenin politik parti ve akımlarından ve devletten ideolojik, politik ve örgütsel olarak bağımsızlaştırmayı" vadeden söylemini gerçekçilik şöyle dursun, hangi siyasi pozisyona oturtabileceğimizi ayrıca düşünmek gerekmektedir! <p>Kaldı ki, siyasi hedef karmaşası bağlamında ÖDP, türünün -haşa!- tek örneği değildir; ABD'de de Cumhuriyetçilerin ille de "muhafazakâr," Demokratların da ille "liberal" olmadıkları gibi. Buna karşın, Nolan, bu tanımların "postmodern" kelimesi gibi "öylesine biçimsiz, şekilsiz, amorf ki, son tahlilde anlamsız" olduklarına katılmadığını söylüyor. Ona göre tanımlar anlamsız değil; ama kullanımları uygunsuz. Kendi demesiyle "saçmalamaya son vermek için" kısa, özlü, veciz tanımlar getirmek mümkün. Şöyle ki, "liberal" devletin ekonomiyi düzenlemesine sıcak bakan; ancak ahlaki değer yargılarının yasalarla korunmasına karşı çıkandır; yani, sosyal devlete, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınmasına evet; ama mesela cinsel özgürlüğe sekte vuran yasaklara hayır. "Muhafazakâr," tam tersi, devletin ekonomiden elini çekmesini isterken, ahlaki değerleri desteklemesini bekliyor; yani, bir yanda laissez-faire ekonomisi, diğer yanda örneğin ailenin yüceltilmesi. "Özgürleştiriciler" devleti ne ekonomide ne de ahlak alanında isteyenler. Nolan, bu tanımların kendi içinde derecelendiğine (daha doğru bir tanım "saçaklı" olurdu) dikkat çekiyor. <p>Bize gelince: Yoksullar için 273 bin 479 konut yapan (4) AKP, bu hesapça "sosyal demokrat" değilse, İsveç türü "welfare" ekonomisi liberali olsa gerekir; her halükârda, "muhafazakâr" tanımına uymaz. AKP uymaz da kim uyar? CHP de uymaz; zira Avrupa Birliği'ne ilişkin tepkileri (5) "izolasyon" yanlısı olduğunu söylemektedir. Buna bir de, baş örtüsüne, "dindar" cumhurbaşkanına yasal müdahaleyi içine sindirmesine bakarsak, CHP, "gerici" değilse, "otorite yanlısı" tanıma yakın gelir ki, bu haliye sosyaldemokratlık şöyle dursun, "muhafakâr" olarak dahi sınıflandırılamaz. "Türkiye'nin küresel entegrasyonu gibi gerçekleri veri alan" (6); ancak ahlaki alana müdahaleden kaçınmayacağı anlaşılan MHP'ye ne demeli? Asıl, muhafazakâr MHP olmasın?! <p>Yeri gelmişken, bana en yakın gelen seçim sonucu yorumu, Levent Tüter isimli bir beyin kişisel sitesindeki metin. "İstikrarlı olan kaostur, istikrarsız olan denge" (7) saptamasına katıldığı anlaşılan Tüter, şöyle demiş: "Türkiye oyunu verirken iki senaryo vardı önlerinde; AKP iktidarda kalır ve -popülist olmayan, oldukça liberal- ekonomik politikalarını tek parti iktidarı olmanın verdiği rahatlıkla uygulamaya devam eder, büyüme hızlanarak artar, stabilite endeksleri yüksek değerlerini korur, yeni uygulamalarla kalıcı olarak gelmesi sağlanmış yabancı kaynaklı yatırımlar -sadece borsa hareketleri değil, büyük satın almalar- devam eder. Ya da! CHP ve MHP koalisyonu kurulur. İlk sene CHP ve MHP, AKP kadrolaşmasını kırpıp kendi kadrolarını yerleştirmekle uğraşır; ama kimin dayısının, kimin emmioğlunun nereye gideceğine karar veremez, çekişirler. Abdullah Öcalan'ı asmaya kalkar MHP, AB'ye bir on yıl yetecek koz verilmiş olur, terör hareketleri coşar. Sadece AKP'nin olduğu için ekonomi politikasını kaldırıp çöpe atarlar ve popülist politikalarla 2008-2009 yerel seçim yatırımı yapmaya çalışırlar! Türk ekonomisi böylece bir 10 yıl kaybeder. Hmm, acaba kime oy verseler... Hmm... Cumhuriyet, laiklik elden gidiyormuş, CHP kurtaracakmış. Hahahah! Pardon, -Hmmm. Evet senaryolardan hangisinin seçildiği ortada. Büyük toplu konut yatırımları, sürekli kullanmadığı üretim kapasitesi azalan üretici, sosyal sigorta ve sağlık hizmetleri düzenlemeleri, mortgage düzenlemesi gibi gelişmelerin yarıda kalmasını istememesi de halkın başka bir "hmm" mevzusuydu bence." <p>Toplum mühendisliğinden önce <p>Hasılı, toplum mühendisliğine soyunmadan önce kıyaslamalı pozisyonlarımızı şöyle bir irdelesek iyi ederiz sanki. Bunun dışında, bana sorarsanız, seçimlere sağ girdik, sağ çıktık. Farklılıklarımız, Güneydoğu da dahil olmak üzere ideolojik olmaktan ziyade pratikte ve saçaklı. Bu nedenledir ki, şöyle dört başı mamur bir "muhalefet" oluşturabilmiş değiliz. Peki, oluşturabilmiş bir ülke var mı? Hadi, canım, siz de! <p>Hamiş: Batılı gazeteciler, Türkiye'yi yorumlarken Nolan testini kullanıyor olmasınlar? <i><p>(1) International Biographical Centre, "2000 Leading Intellectuals of the 20th Century" <p>(2) (Nolan'ın buna tepkisi, "Güldüm," olmuş, "Gerçekten, ne bu ne de başka bir yüzyılın önde gelen 2000 aydınından birisi olduğumu düşünüyorum... Mamafih, (özellikle de aydınların çoğunun ne denli budala olduklarını düşününce) belki de öyleyimdir.") <p>(2) İngilizce orijinalindeki karşılıklar sırasıyla, radical, liberal, moderate, conservative ve reactinary <p>(4) "Toplu Konut İdaresi, AKP iktidarına tekabül eden dönemde 276 bin 511 konut yaptı. Bu konutların 130 bin 830'u orta ve dar gelir grubuna, 59 bin 455'i ise alt gelir grubu ile yoksullara yönelik olarak yapıldı. TOKİ'nin verilerine göre halen inşaat aşamasında olan konut sayısı da 273 bin 479'a ulaştı." Milliyet 27 Temmuz. <p>(5) "Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye'nin Avrupa'da elde ettiği iki önemli görevin sona ermesine neden oldu... CHP'nin Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Ateş, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin (AKPM) "Siyasi Komisyon Başkanlığı"nı yürütüyordu. Ateş bu dönem listede yer almadı ve milletvekilliği bitti. Böylelikle yıllardan beri Türkiye'nin yatırım yaptığı ve Abdulkadir Ateş'in de üç yıldan beri başarıyla yürüttüğü bu kilit görev, Türkiye'nin ellerinden kayıp gitti. CHP'nin Ankara Milletvekili Gülsün Bilgehan Toker de, yine AKPM'nin "Kadın Hakları ve Eşitlik Komisyonu Başkanlığı"na getirilmişti. Türkiye açısından son derece önemli olan bu görev de, Bilgehan Toker'in "alt sıralara" konulması ve 22 Temmuz'daki seçimde de milletvekilliğinin sona ermesi nedeniyle Türkiye'nin elinden alındı." Referans, 6 Ağustos, 2007, Zeynel Lüle. <p>(6) Zaman, 25 Haziran 2007, İbrahim Öztürk <p>(7) Stable chaos, unstable equilibrium</i> </p><a href="http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/ara.do?method=init&amp;author=414C455620414C41544C49" target="_blank" class="pageLinks">ALEV ALATLI</a></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>9 Aug 2007 10:30:50 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003564823</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>GENÇ YEŞİLAY</dc:creator>
		<title>G&#214;RD&#220;N&#220;Z M&#220; ? B&#304;R YILDIZ KAYDI !</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003216543</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><span>Gençti.<br>Güzel giyiniyordu.<br>İyi konuşuyordu.<br>Çağdaş bir vizyonu vardı.<br>Orta çağın değil, bilişim çağının lideri olacağı izlenimi veriyordu.<br>Demokrat ekolden geliyordu.<br>Manevi değerlere sahipti.<br>Özgürlükleri önemsiyor, demokratlığı ‘yaşam biçimi’ olarak görüyordu.<br>Parti yönetiminin yanlış uygulamalarına isyan etmiş başka bir partiye geçmişti.<br>Çok önemli bakanlıklardan birinin koltuğuna oturmuştu.<br>Güzel işler yapmayı kafasına koymuştu.<br>Ancak statükonun aşılması güç duvarlarını aşamadı.<br>Partisinin statükoya karşı mücadelesini yeterli bulmadığı için bastı istifayı, ayrıldı.<br>Kendisi gibi istifacılarla bir gurup kurmayı dahi başardı.<br>Daha özgür, daha demokrat, daha vizyoner bir Türkiye’ydi hayalleri.<br>Daha temiz, daha halktan, daha serbest bir siyasetle beraber.<br><br>Derken ne mi oldu?<br><br>Kader bu ya, genç siyasetçi bir gün samimiyet sınavına tabi tutuldu.<br>Bu önemli sınavda ‘demokratik inanç’ sorgulanıyordu.<br>Ülke zor durumdaydı.<br>Onun ve arkadaşlarının vereceği karar, çok önemli olacaktı.<br>Aslında kendisine yapılanlardan dolayı kızgındı.<br>Belki de haklıydı.<br>Ka’ale alınmamış, yok sayılmış, teşkilatı parasız bırakılmıştı.<br>Ne ki, gün kendini aşma, kırgınlıkları bir gün için de olsa unutma günüydü.<br>Millet için var olma günüydü.<br>Millete mal olma günüydü.<br>Bir tavır ortaya konulmalıydı.<br>Bu öyle bir tavır olacaktı ki; ülkede demokrasinin önü açılacaktı.<br>Siyaseti kriz çıkarmak sananların, emekleri boşa çıkacaktı.<br>Belirsizliğe bel bağlayanların, elleri boşta kalacaktı.<br>Ve ülkesi kazanacaktı.<br>Milleti kazanacaktı.<br>Demokrasi kazanacaktı.<br>Hepsiyle beraber kendisi kazanacaktı.<br>Türk siyaseti yeni bir 'demokrasi kahramanı' kazanacaktı.<br>Muhtemel ilk seçimlerde, milletinden ödülünü alacaktı.<br><br>Olmadı…<br>Yapamadı...<br><br>Oysa son ana kadar kararlı görünüyordu.<br>Kendini aştığı sanılıyordu.<br>Ülkeye kurulan tuzağı, anladığı düşünülüyordu.<br><br>Olmadı.<br>Kararlılığını koruyamadı.<br>Ben’ini aşamadı.<br>Ülkeye kurulan büyük tuzağı göremedi, anlayamadı.<br><br>O şimdi verdiği yanlış karara 'makul gerekçeler' arıyor.<br>Düşürüldüğü tuzağın mahcubiyetiyle, mazeretler üretmeye çalışıyor.<br>“Ben böyle yapmasam ülke batacaktı” diye söyleniyor.<br>Demokrasinin kurşun yediğini görmüyor.<br>Dünyada ülke hakkında neler konuşulduğunu duymuyor.<br>Ülkenin bir günde 5 katrilyon kaybettiğini fark etmiyor.<br>Bundan sonra daha neler kaybedileceğini de hesaplayamıyor. <br><br>Ve yaptığı tarihi hatayla, kendisinin neler kaybettiğini düşünmüyor.<br><br>Sınav sonuçlandı.<br>Gördünüz mü?<br>Siyaset sahnesinden genç bir yıldız kaydı.<br></span></p><p>&nbsp;</p><p>Ahmet Böken<br></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>17 Jul 2007 12:11:32 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003216543</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>GENÇ YEŞİLAY</dc:creator>
		<title>Neden T&#252;lay Tu&#287;cu?</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003216530</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><span>Türkiye’deki derin yapıların ilginç bir özelliği var. <br>Bir operasyon yapacakları zaman, maximum fayda gözetiyorlar. <br>Son örnek Hudson Enstitüsü’ndeki senaryo toplantısında konuşulanlar.<br>Ülkeyi kaosa sürüklemek için öldürülmesi senarize edilen isim olarak,<br>Anayasa Mahkemesi eski başkanı Tülay Tuğcu seçiliyor. <br><br>Peki neden?<br>Neden özellikle Tülay Tuğcu ismi üzerinde duruluyor? <br>Gelin konunun derinine inelim. <br><br>Bir kere Tuğcu Cumhurbaşkanı seçimi için “367 şart” diyen mahkemenin başkanıydı. <br>Eğer böyle bir dönemde -Allah korusun- kendisine bir saldırı düzenlenseydi, saldırının failleri ‘iki kere iki dört’ kesinliğinde belli olacaktı. <br>Hatta gazetelere atılacak manşetler bile üç aşağı beş yukarı ortadaydı… <br><br>MANŞET<br><b>Anayasaya Kurşun</b><br><br>SPOT<br><b>Mahkeme kararından memnun olmayan laik devlet düşmanı dinci yobazlar, Anayasa Mahkemesi Başkan’ına hain bir saldırıda bulundu.</b><br><br>Hemen ardından gelsin mesajı malum haberler.. son dakikalar.. canlı yayınlar.. failin bağlantıları.. evinde bulunan kitaplar.. cenaze merasimleri.. protestolar.. kahrolsun şeriat sloganları.. iktidar partisi yöneticilerine sözlü / fiili tacizler.. sokaklarda inancı gereği başını örten vatandaşlara hakaretler vs. vs.<br><br>Ve uzun zamandır planlanan laik - anti laik çatışmasına, derin bir körük daha...<br>Ülke kamuoyunun demokrasi konusundaki bağışıklığının en alt düzeye indirgenmesi...<br>Masum bir canın yitmesinin faturasının milyonlarca masuma kesilmesi.<br><br>Bir kez daha yineleyelim sorumuzu. <br>Peki neden Tülay Tuğcu?<br><br>Anayasa mahkemesinin kalın kapıları arkasında Başkan Tuğcu derin yapıların hiç de hoşuna gitmeyecek bir tavır ortaya koydu. <br>Türkiye kamuoyu kararın üzerinden ancak iki ay geçtikten sonra bu tavırdan haberdar oldu. <br>Aslında Hanımefendi bu tavrının sinyallerini Azerbaycan’da vermişti. <br>Hukukçu kimliği bütün bu olup bitenlerden hiç de hoşnut değildi.<br>367 müracaatı CHP tarafından alelacele önlerine getirildiğinde “buna karar vermek bizim mahkememizin işi değil” diyen 4 üyeden biriydi o. <br>Yani 367 şartının ülkeyi kaosa götürecek, 'hukuki' olmaktan çok 'siyasi' olarak algılanacak, bir karar olduğunun farkına çoktan varmıştı.<br>Ancak neden sonra kararı imzalamak durumunda kaldı.<br><br>Belki de bu sebeplerle Tuğcu, çirkin Hudson senaryolarının hedefi haline getirildi. <br>Bir yandan saldırıya uğraması ülke genelinde kaosa sebep olabilecek uygun bir sujeydi.<br>Diğer yandan da hukuka bağlılığı derin yapıların canını sıkacak kadar fazlaydı. <br><br>Bu nedenle geçtiğimiz yılın Mayıs ayında düzenlenen Danıştay saldırısını ve sonrasında ortaya çıkan derin ilişkileri çok iyi okumak gerekiyor. <br><br>Derin statüko işine yarayacağını düşündüğü bir gelişmenin zemini hazırlamak için, işine yaramadığını düşündüğü unsurları kolayca gözden çıkartabiliyor.<br><br>Böylece bir taşla, bir sürü kuş avlanmış oluyor.<br></span></p><p>&nbsp;</p><p>Ahmet Böken<br></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>17 Jul 2007 12:07:57 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003216530</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>GENÇ YEŞİLAY</dc:creator>
		<title>Ba&#287;&#305;ms&#305;z aday &#246;ld&#252;r&#252;ld&#252;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003216529</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/32/16/5000000003216529.gif" align='right' border='0'> <span><b>İstanbul 2. Bölge bağımsız milletvekili adayı Tuncay Şeyranlıoğlu, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.</b><br><br>Alınan bilgiye göre, bir televizyon kanalının programına konuk olarak katılan Tuncay Şeyranlıoğlu, şoförü Yakup Aydın’ın kullandığı ciple buradan ayrıldı. Şeyranlıoğlu’nun aracına, Alibeyköy Kemerburgaz yolunda, plakası belirlenemeyen siyah renkli bir otomobilden ateş açıldı. <br><br>Olayda yaralanan Şeyranlıoğlu ve beraberindeki özel kalem müdürü Derya Uçar, Memorial Hastanesi’ne kaldırıldı. Tuncay Şeyranlıoğlu’nun hastaneye kaldırılırken hayatını kaybettiği öğrenildi.<br><br>Sol omzunda kırık ve kurşun yarası bulunduğu belirtilen Derya Uçar ise ilk tedavisinin ardından ambulansla Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. Uçar’ın hayati tehlikesinin bulunmadığı bildirildi.<br><br>Olayda yaralanan sürücü Yakup Aydın, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’ne, araçta bulunan Savaş Memiş ise Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Savaş Memiş’in tedavisi tamamlanarak taburcu edildi.<br><br>Saldırgan veya saldırganlar ise olayın ardından kaçtı. Saldırganların yakalanması için çalışma başlatan polis, Şeyranlıoğlu’nun aracı ve çevresinde inceleme yaparak boş kovanları topladı.<br><br>İstanbul 2. Bölge bağımsız milletvekili adayı Tuncay Şeyranlıoğlu, Buket Düğün Sarayları İnşaat Basın Yayın Limited Şirketi’nin sahibi ve şirkete bağlı Tamgün Gazetesi’nin imtiyaz sahibiydi. Şeyranlıoğlu, Alibeyköy Spor Kulübü’nün de bir süre başkanlığını yapmıştı.<br><br>AJANSLAR </span><br><br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>17 Jul 2007 12:03:37 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003216529</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>GENÇ YEŞİLAY</dc:creator>
		<title>2008 ba&#351;&#305;nda &#304;ran&#8217;&#305; vuracak </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003216494</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/32/16/5000000003216494.gif" align='right' border='0'> <span><b>Bush yönetiminin en önemli 3 isminin katılımıyla gerçekleşen toplantıdan İran’a saldırı kararı çıktı</b><br><br>İngiliz The Guardian gazetesi geçtiğimiz ay Beyaz Saray’da gerçekleşen çok gizli İran toplantısında konuşulanlara ulaştı. Gazeteye bilgi veren Beyaz Saray kaynaklarına göre zirveye Başkan George Bush, Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Robert Gates ve Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice katıldı. Rice ve Gates, nükleer krizi çözmek için İran ile diplomasi yolunun izlenmesi yönünde görüş bildirdi ve Avrupa ülkelerine müzakereler için daha fazla zaman verilmesini istedi. Irak Savaşı’nın en büyük mimarlarından olan Cheney ise İran’ın mutlaka vurulması gerektiğini, aksi halde molla rejiminin nükleer silah elde etmeye yaklaşacağını söyledi. Bush, Rice’a dönerek, “Diplomasi seçeneği daha ne kadar sürer?” sorusunu yöneltti. <br><br>Rice ve Gates itiraz etti<br><br>Aldığı cevap “2009’un başı” şeklinde olunca İran konusunda Cheney’in görüşlerine katıldığını açıkladı. Rice ve Gates’in itirazlarına rağmen operasyon için yeşil ışığı yaktı. “2009’da yerime gelecek başkan bu sorunla baş edemez” dedi. Harekatın 2008 başında düzenleneceği ve nükleer tesisleri hedef alan hava operasyonları ile sınırlı kalacağı belirtiliyor. Pentagon, bu ay başında Körfez’e üçüncü uçak gemisi USS Enterprise’ı gönderdi. Amerikan donanmasındaki 277 savaş gemisinin yarısı bölgede. Bu, Irak savaşı öncesinde gönderilen donanma güçleriyle ile eşdeğer... <br><br>Avcılar Irak’a <br><br>ABD ordusu, Irak operasyonlarında kullandığı insansız casus uçaklarını yeniliyor. İki füze taşıyabilen ve 25 bin feet’te uçan Predatörler yerine Reaper adlı yeni modeller gönderiliyor. 14 füze taşıyabilen Reaper ABD’nin Nevada eyaletindeki ordu merkezinden bile yönetilebilecek. <br></span><br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>17 Jul 2007 12:01:36 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000003216494</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>GENÇ YEŞİLAY</dc:creator>
		<title>&#304;RT&#304;CA (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://irtica.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000421467</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"İRTİCA" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://irtica.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000421467'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/42/1/467/421467/2612740_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>28 Apr 2007 10:31:23 GMT</pubDate>
		<guid>http://irtica.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000421467</guid>
	</item>
	
</channel></rss>